Çoğunluk

Çoğunluk filmi bana çok yoğun bir “gerçeklik” duygusu verdi. Yönetmen Seren Yüce Türkiye’de 2000’li yılların başında büyük şehirde yaşamakta olan, bağlantılarıyla yolunu bulan, polisten rapor değiştirten, çocuklarının iyiliğini düşünen ama bunu kendi bakış açısıyla ve sertlikle yapan, annenin tamamen klasik bir konumunun olduğu, kendine benzemeyenle ilişkiye girmemeye çalışan Türk ailesinin yaklaşık 3-4 aylık yaşamını bize 2 saatte anlatmış. Gerçeklik duygusundan bahsettim, neredeyse gerçekte olamayacak, mantıksız bir karakter yok, her karakterde yaşayan gerçek insanlardan bildiğimiz tatları bulabiliriz. Bir taraftan ailemizin kişisel sıkıntıları, ailevi ilişki bozukluklarını görürken, bir taraftan da “çoğunluktan” olmayan toplum kesimlerini de tanıyoruz. Yakışıklı bir erkekle evlenme hayali kuran, üniversitede kayıtlı olmasına rağmen devam edemeyen, ekonomik sorunların ezdiği, iki oda küçük bir dairede iki arkadaşıyla yaşayan kızı da tanıyoruz.

Filmde beni etkileyen hiçbir klişe görmemem oldu. Filmde aslında bir kahraman yok, büyük iniş çıkışlar yok, özellikle filmin sonunda mutlu bitme telaşı yok. Mertkan’ın sevdiği kız için cesaretini toplayamaması, babasına karşı çıkamayışını acı içinde izliyoruz. Birden dönüp sevgilisini aradığında geç kaldığını anlıyor, ama, eyleme geçmiyor. Bu bu dönemde “çoğunluğun” duyarlığını kaybetmesinin bir örneği… Filmde bu tür başka örnekler de yaşanıyor. Örneğin, taksi şoförü ile yaşanan hikaye bunlardan biri… Taksi şoförü Mertkan’ın fütursuzluğun kurbanı olarak bir trafik kazasının mağduru oluyor, sonra Mertkan’ın babası ile muhatap olmak zorunda kalıyor. Hakkını alamadan, mağduriyeti giderilmeden sokağa atılıyor. Adam ofisten kovulduktan hemen sonra, hüzünle çayını içerken Mertkan onun önünden geçiyor, önce yanına gitmek istiyor, ama sonra “aman boşver” türü bir yüz ifadesiyle yürümeye devam ediyor. Bu küçük sahne, son dönemde çoğunluğun azınlığa, güçlünün zayıfa duyarlığının azalmasının muhteşem bir ifadesi olmuş. Daha sonraki bir sahnede Mertkan’ın bu taksi şoförüne sarılıp hıçkırıklara boğulması da belki tüm çoğunluğun içini dökme ağlamasıydı. Çoğunluk efeleniyor, kendini böyle ifade ediyor, ve ne yazık ki Türkiye’de geçerli olan tavır bu. Çoğunluk böyle.

Filmde bir ifade bütünlüğü var, görsellik buna uyumlu olarak kotarılmış. Yüzler gerçek hayattaki gibi soluk, Mertkan’ın kız arkadaşı Gül kıyafetleri, soluk ifadesiyle müthiş bir uyum içinde. Her üç oyuncu da çok ikna edici bir performans gösteriyorlar. Mertkan’ı canlandıran Bartu Küçükçağlayan role gerçekten çok uymuş, o bira taraftan hüzünlü, dertli, bir taraftan da umursamaz babası zengin cahil genç adamı çok iyi canlandırmış. Çoğunluğun ifade tarzını, bakış açısını, iki yüzlülüğünü çok iyi yansıtmış. Baba rolünde Settar Tanrıöğen değerlerine bağlı, hoyrat, hep gördüğümüz ama belki bu kadar yakından tanımadığımız adamı çok güzel yansıtmış. Az konuşarak, tavırlarla, birden bire sertleşip yumruk yumruğa kavga ederek, oğluyla olan meseleleri kısa bir “o kızdan kurtul, gözüm tutmadı, bunlar memleketi bölmek istiyorlar”a dönüştürerek bize bu tipi gösteriyor. Gül’ü oynayan Esme Madra ise bu kuru güzelliği yansıtmış, Mertkan’a “seni hiç sıkmıyorum ama” derken onunla birlikte bu çoğunluğun hoyratlığına yenik düşen insanların duygusuna ortak olduk.

Filmi izlemenizi ve tartışmanızı öneriyorum, zira bizi anlatıyor.

, , , ,

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: