Kaybedenler Kulübü

Kaybedenler Kulübü filmini DVD’de yakalayabildim, genel olarak çok beğendim. Öncelikle konu efsane radyo Kent FM’de gece yarıları kafalarına göre, kimseyi pek takmayarak program yapan iki adam üzerine yoğunlaşmış. Kısa sürede para almadan, keyiflerine göre yaptıkları programa olan ilginin artışını izliyorlar, kendilerinden taviz vermeden nereye kadar gidilebileceğini de test ediyorlar durmadan… Derken bunlardan biri aşık oluyor, ve asi radyocu tavrıyla, birine kendini adama tavrı arasında kalıyor, film bir taraftan bu iki adamın dostluğunu anlatırken bir taraftan da bu aşk hikayesini izliyoruz.

Film izlerken akıp gidiyor, bunun önemli bir sebebi, ilk dakikalardan itibaren izleyiciyi orjinal ve uçta bir radyo programının içine sokması… Radyonun büyüsü hemen sizi sarıyor. Gelen dinleyici telefonları, umursamaz tavır, ilginç diyaloglar merakımızı cezbediyor. Filmin bundan sonraki başarısı, bu ilgiyi hep ayakta tutmayı başarması. Radyo programı ilerledikçe kahramanlarımızın radyo dışındaki hayatlarını da izliyoruz. Hiçbir kadına bağlanmadan gecelik ilişkiler yaşıyorlar, pek kimseyi kafalarına takmıyorlar, radyoya gelince de telefonlara “Sizinle yatmış mıydık?” diye cevap veriyorlar.

O zaman da bu zaman da medyada, kitlelerin ilgisini çekmek üzerine yapılan işlerde başarı kriteri “samimiyet”… Bu tabii sadece sesleri duyduğumuz radyoda daha net hissedilebiliyor. Yine son yıllarda kitlelere ulaşmış, sosyal medyada ses getirmiş işlere baktığımızda bu samimiyet, gerçekçilik, içtenlik öğesi öne çıkıyor. (Behzat Ç gibi)

Aslında Kaan’ın (Nejat İşler) Zeynep’le (Ahu Türkpençe) tanışmasıyla filme bir empati boyutu ekleniyor. Böyle referanssız bir hayat yaşarken aşık olup, bundan sonra ne olacak sorusunu kim sormamıştır ki? Kimseye karşı sorumluluk hissetmek güzeldir, ama bir sonu vardır. Ve birçok insan aşık olunca bu ikilemi yaşar. Film bu ikilemi çok güzel yansıtmış. Nejat İşler karakterin hakkını vermiş, bazı sahnelerde içimizi sızlatıyor.

Hikaye gerçekçi, karakterler gerçek hayattan ve izlettiği hayat kesiti hepimizin hayatında olabilecek gerçek bir süreç… Oyunculuklar, yapım ve yönetmenlik birinci sınıf… Arada komedi öğeleri de güzel serpiştirilmiş.

Yalnızlık üzerine bir manifesto sanki… Yalnız olmanın anlamı üzerine de insanı düşündürtüyor. Biriyle birlikteyken de yalnız olma hissini de yaşatıyor. “Sen gitme dersen gitmem” cümlesi de beynimize kazınıyor…

Şiddetle öneriyorum. DVD’sini alalım, emeğe saygı gösterelim. Sound track albümünü de unutmayalım, zevkle dinlenebilecek kaliteli bir seçki olmuş.

, , , , , ,

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: