Bir Zamanlar Anadolu’da

Bir filmi tam yorumlamak için yönetmenin tarihiyle bir bağlantının olması iyidir, böylece yönetmendeki gelişmeleri, farklılıkları, kendi sanatsal yolculuğunu yorumlama imkanı olur. Ben burada Nuri Bilge Ceylan’ı ilk kez izliyor gibi yazacağım, zira bu filminden sonra geri dönüp diğer filmlerini tekrar izlemek istedim.

Tam 2,5 saat su gibi akıp geçti. Küçük nükteler, davranışlar, o Türklere, Anadolu’ya ait hareketler, boş konuşmalar… Basit gibi görünen bir konunun içinde sinemanın en güzel ifadesi, bir hikaye anlatımı, yanında bir çok ayrıntıyla birlikte…

Hikayesini bir yerlerde okumuşsunuzdur, bir zanlı öldürdüğü kişiyi gömdüğü yeri göstermek zorunda, polis, doktor, savcı, jandarma astsubayı ve bilimum kazma kürekçi, şoförle birlikte yola dökülüyorlar. Karanlık bir tek şeritli toprak yolda zanlının anlattığı “top gibi ağac”ı bulmaya çalışıyorlar. Bu arada aralarında hayat gailelerinden bahsediyorlar. 3 noktaya gidilip de zanlı cesedi gömdüğü yeri bulamayınca sinirler geriliyor, civardaki bir köye gidiliyor, çaylar içiliyor, köyün muhtarının muhteşem monoloğuna tanık olunuyor ve yaklaşık filmin içine doğru 1 saat 45 dakika sonra sabahın köründe cesede ulaşıyoruz. Sonra hikaye ilerliyor ve sakin ama anlamlı bir sonla bitiyor, NBC’ın diğer filmleri gibi…

Cannes film festivalinde Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi, “Cesedin bulunması önemli değil, biz orada süreci anlatıyoruz.”… Süreç önemli, insanların iletişimi, doktor ile savcı arasındaki gizli diyalog ve o diyaloğun filmin sonunda gittiği yön, köyde çay getiren kızın sahnesinin muhteşemliği, kızın inanılmaz saflığı ve güzelliği, (hele böyle bir erkek ortamında ve sadece erkeklerin rol aldığı bir filmde)… Ve film hiç bitmesin istiyorsunuz, hele NBC’ın “hepsini anlamanıza gerek yok” dediği ayrıntıların bazılarını dahi fark etmeye başladığınızda…

Aynı anda bir karaktere nefret ve acıma hissedilir mi? Bu filmdeki katil zanlısına hissediliyor işte, filmin sonlarında onunla ilgili daha çok bilgiye ulaştığımızda, hem nefret edip hem fena acıyoruz.

Oyuncuların tümü, rollerine girmişler, belli ki kamera arkasında çok çalışılmış, ben doktoru oynayan Muhammet Uzuner ve savcıyı oynayan Taner Birsel’i çok beğendim, Yılmaz Erdoğan da rolüne cuk oturmuş.

Filmdeki kadınlar sessiz, belki bu da sembolik olarak Anadolu’da kadının sessizliğini anlatıyor. Sadece bakışlarda anlatıyorlar çaresizliklerini, haykırışlarını, isyanlarını… Ölen kocasının ardından o bir damla yaş gözlerinden, neler anlatıyor.

İzlemek , gururlanmak, tartışmak, anlamaya çalışmakla çok zaman geçirilebilir Nuri Bilge Ceylan sinemasıyla…

, , , ,

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: